Şensezgin Kurmuş

 
»
M
E
N
U
«
Koc K (Duke Erkek Basketbol Takım Kocu- Michael Krayzewski) ve ISID’e son katılan Amerikalı genç kızın röportajını üstüste okuduktan sonra
21 Temmuz 2015, Zeynep Kurmuş

Koc K şunu diyor: “insanlar bir takımın içinde olmak istiyorlar. Kendilerinden daha büyük bir şeyin parçası olmak istiyorlar. Daha büyük bir şeyler için mücadele edip, katkı sağlayacakları durumlar içinde olmak istiyorlar.”

Amerikalı genç kız şunu diyor: “Hayat bir sonraki hafta sonunu bekleyerek daha ne kadar sürebilir?”

Herkes bir anlam arayışında. Ve bu anlam arayışı bizi ya kurtarıyor ya da uçuruma sürüklüyor.

 

Yöneticiler olarak çalışanlarımızın hayatlarının anlam arayışına katkıda bulunalım. Hayatlarını anlamsızlaştırmayalım.

 

Ya da uyumayalım.

“Beni hiç kimse anlamadı. Ben kimseyi gerçekten anlamadım; kimse kimseyi anlamıyor” Goethe.
14 Temmuz 2015, Zeynep Kurmuş

Ne kadar depresif ya da gerçekçi bir yaklaşım diyebilirsiniz. Goethe’nin karamsar dünyası deyip işin içinden çıkabilirsiniz. Yahut anlaşılmanın ne kadar zor ve gerçekleştiğinde ne kadar büyük bir lüks ve aslında insanoğlu için ne kadar (etrafta az bulunur) kıymetli olduğunu tekrar hatırlayıp, kendinizi ve etrafınızı buna göre geliştirebilirsiniz.

Yöneticiler önce gerçekten kendilerini ve birlikte çalıştıkları arkadaşlarını anlamalılar.

Ayrıca müşteri önceliğimizdir diyen firmalar müşterilerini gerçekten ne kadar anlıyorlar? Bakmalılar. Bugün müşterilerinizin ve çalışanlarınızın yanına on üzerinden bir değerlendirme yapacakları bir skalayla gitsek, sizce çalışanlarınızın ve müşterilerinizin “beni gerçekten anlıyor” skalasında size verecekleri puan ne olur? Ne dersiniz?

Ya eşiniz, sevgiliniz, çocuğunuz? Onlar kaç puan verir?

“The single biggest problem in communication is the illusion that it has taken place!” “İletişimdeki en büyük sorun gerçekleştiği yanılsamasıdır” George Bernard Shaw
7 Temmuz 2015, Zeynep Kurmuş

Yıllardır belki de kendimizi kandırıyoruz. İletişim kurduğumuzu sanıyoruz. Birbirimizle “iletişebildiğimizi” (böyle bir kelime bile yok) düşünüyoruz. Yok böyle bir şey. Bu konuda Shaw’la yarışacak bir iddiam yok. Sizin var mı? Ancak şunu alıyorum:

  1. İletişim kurduğumuzu zannetmeyelim.
  2. Bu işi amatör olarak yapmayalım, üzerinde çalışalım ve kendimizi geliştirelim.
  3. Anlaşılmayı beklemeyelim, sorumluluk alalım.

Özellikle yöneticilerin bu işin ustası olması gerektiğini düşünüyorum. Söylemekle olmuyor. Her gün bedavaya harcadığımız sözcükler bu meselenin derinliğini idrak etmemizi engelliyor olabilir. Dikkat.

 

Not: “İletişim gücüm kuvvetlidir” diyen adaylara da başka bir gözle bakıyorum.

Sohbet üzerine
30 Haziran 2015, Zeynep Kurmuş

School of Life’ın eş ile sohbet serisinde şöyle deniyor: “We tend to have a ‘Romantic’ conception of conversation. We believe that in the right setting – distressed old wooden tables, food from Liguria, bruschetta – conversation will flow naturally, without special effort. The reality is that conversation is an achievement, something we might need to learn.” Kısaca; sohbet kavramına romantik bir yaklaşımımız var. Doğru ortamda sohbetin özel bir çaba göstermeden doğal olarak ortaya çıkacağına ve akacağına inanıyoruz. Halbuki sohbet bir çaba üzerine gelen bir başarılı sonuç aslında ve belki de bu konuda öğrenmemiz gereken şeyler var.

Kesinlikle katılıyorum. Sohbetin yöneticiler için çok önemli bir araç, insanlar için de çok önemli bir besin olduğuna inanıyorum. Ancak anlamlı sohbetleri başlatmayı bilmediğimiz gibi yürütemiyoruz da. Tadı damağınızda kalan sohbetlerde, gittikçe derinleşme, açılma, birbirinden öğrenme, yeni perspektifler kazanma hatta yepyeni bir şey keşfetme bile mümkün. Doğru yapıldığında çok zenginleştirici bir araç.

Sohbet açma ve geliştirme gücünüz nasıl? Bunları öylesine söyleşilerden anlamlı sohbetlere dönüştürme beceriniz nasıl?

En azından şimdi bunun kişisel bir özellik değil bir beceri olduğunu biliyoruz. O zaman haydi geliştirelim.

Zengin keyifli sohbetler diliyorum. Kendinizi sığlaştırmayın, takımlarınızı sığlaştırmayın.

“Bir kapıyı yeterince çalarsan sonunda açılıyor. Hayatta hep çalınacak bir kapı var.”
23 Haziran 2015, Zeynep Kurmuş

Ümitsizliğe kapıldığımızda bu cümleleri hatırlamak anlamlı olabilir. Bana bu cümleler iki tane yaklaşımı çağrıştırıyor: bir, olumlu düşünce, iki, dayanıklılık.

İkisinin tersi de avantajlı olmadığına göre olumlu düşünce ve dayanıklılığı hep aklımıza getirebiliriz.

Olumlu düşünce kısmı: bazı kapılar şu ana kadar hiç açılmamış olabilir ama “hayatta hep çalınacak bir kapı var”

Dayanıklılık kısmı: “yeterince çalarsan sonunda açılıyor” yeterince çal, sıkılmadan bırakmadan. Israrcı ol.

Tabi ki bunlar insanları rahatsız et anlamında öneriler değil. Hedeflerinin peşine yılmadan git, ısrarcı ol, vazgeçme, koy verme demek. En kötü ne olabilir? “Yeniliriz. Yenilirsek bir daha yeniliriz, daha güzel yeniliriz.” (T24 Doğan Akın, TED-x İstanbul 2015)

“Fikir üretmek bir grup aktivitesidir!” diyor akademisyen Erhan Erkut
16 Haziran 2015, Zeynep Kurmuş

Bu da yaratıcı fikirleri tek bir bireyden beklemek ve insanlara yeni fikir önerileriyle gelin demekten çok daha farklı bir sorumluk getiriyor bugün yöneticilere. Herhangi bir şekilde yeni fikir peşinde koşan bireylere de.

  1. Fikir üretiminin bir grup aktivitesi olacağını bileceksin.
  2. Bunun için özel zaman ayıracaksın.
  3. Ortak çalışma alanları yaratacaksın ve çıkan fikirleri takdir edeceksin, ezmeyeceksin, aralarında elbette anlamlı ve işe yarar fikirler çıkacaktır.

Not: Ortak akıl fikir üretme teknikleri için bizi arayabilirsiniz.

Çetin Yılmaz konuşması üzerine üç yazı-3 “Bencil egoist züppelerle takım olunmaz.”
4 Haziran 2015, Zeynep Kurmuş

Takım arkadaşlarımızda bunlara dikkat edelim. Adam gibi adamlara ihtiyacımız var. Yetkinlik bazlı mülakatlarınızda yeteneğin yanında bu yaklaşıma dikkat edebilirsiniz. Dile vurur.

Kendimizi değil yaptığımızı ciddiye alalım.

Yetkinlik bazlı mülakatlarda içe bakalım. Tohum iyi değilse, içi geçmişşe en güneşli yerde, en verimli toprakta bile büyümez diyor Çetin Yılmaz. İç müsaitse anca o zaman dış besler.

Yöneticilerin en önemli görevi besleyecek ortamı yaratmak. Belki bir de rol model olarak o içleri de iyileştirmek.

Çetin Yılmaz konuşması üzerine üç yazı-2 “Teli kopardığın anda biter.”
2 Haziran 2015, Zeynep Kurmuş

Çetin Yılmaz takımın her bir üyesini bir ampule benzetti. İçlerindeki ince teli de çizdi. Teli kopardığın anda biter ampulün ışığı, bir daha da geri gelmez. Koçsanız yada yöneticiyseniz o tele dikkat edeceksiniz. Hatta belki de adamsanız o tele dikkat edeceksiniz demek lazım.

Ben ne anladım:

  1. Ekibinizin her bir üyesinin o teli nedir? Herkes için farklı bir nokta olabilir. Bileceksiniz. (duygusal zeka) Eğer teli nerde keşfedemiyorsanız, en azından sorun.
  2. Buna dikkat edeceksiniz. (iyi insan olmak, kendi çıkarın yerine başkalarının çıkarını gözetebilmek, başkaları için sevinebilmek, başkalarına önem ve şefkat vermek).
  3. Bununla her daim içindeki ışığı daha da parlatacaksınız. (iyi yönetici olmak)

Not: Şu ana kadar çok tel kopartmış olabiliriz. “Bu kadar da ince tel olur mu canım” diyebiliriz. “Ohoo benim şu ana kadar kaç kere telim koptu, kopartıldı, olacak hayatta böyle şeyler”, vesaire diyebiliriz. (bunlara favori bahanelerimiz diyorum)

Demeyelim, bu bir başlangıç olsun. Sorumluluk alalım.

Çetin Yılmaz konuşması üzerine üç yazı-1 “Emek, profesyonel olamaz!”
26 Mayıs 2015, Zeynep Kurmuş

cetin yilmaz “Ben profesyonel emek” istemiyorum. Aslında duyduğumuzda gerçekten ne demek istediğini idrak ettiğimiz, ancak maalesef profesyonel hayatta bu anlayışımızı itiraf etmediğimiz bir söz. Performans yönetiminde bu söz bence ortalama performans ile yüksek performansı birbirinden ayırıyor. Aslında performans söz konusu olduğunda objektifliği de arttırıyor (şu anda eminim kendi çalışanlarınız arasından bana emeğe profesyonel olarak yaklaşmayan yüksek performanslı çalışanlarınızı söyleyin desem kolaylıkla sayarsınız kim olduklarını, öbürlerine nazaran). Hatta bunu kendinizde bile farkedebilirsiniz. Bu söz hem yeteneği hem de yaklaşımı içinde barındırıyor.

Bu yüzden tüm yönetici dostlarıma öncelikle bu söz üzerine ekipleriyle içtenlikle konuşmalarını öneririm bir ekip toplantısında. Sonra da kendimize bakmayı;

  1. Ben nasıl bir emek koyuyorum?
  2. Ben profesyonel olmayan emeği nasıl takdir ediyorum?
  3. Ben profesyonel olmayan bir emeğin koyulabileceği ortamı yaratıyor muyum?

Not: Bu vesileyle emeğe profesyonel olarak yaklaşmayan tüm çalışma arkadaşlarıma sizin önünüzde teşekkür ederim. Onlar kendilerini biliyorlar. İyi ki varsınız.

 

Hareket yoksa anlamı da yok.
23 Şubat 2015, Zeynep Kurmuş

“The smallest act of kindness is worth more than the greatest intention” Kahlil Gibran. Gibran’ın bu sözü en büyük iyi niyetten daha kıymetli olduğunu söylüyor küçücük bir iyilik hareketinin. İçimiz hep iyi, niyetlerimiz hep iyi ama küçücük bir iyi harekete dönüşmediğinde bir anlamı olmuyor.

Son bir ay içinde kime ne iyilik  yaptınız, kimin kalbini kazandınız? Ya da bir hafta? Küçücük bir notla veya gülümseyişle kimin gününü güzelleştirdiniz?

Neden bugünden itibaren başlamıyoruz?

İyi “niyetli” yöneticiler yerine belki de iyilik yapan yöneticiler istiyoruz. Bunun günlük kurumsal hayata tercümesi başkalarına yardım, adamını yetiştirme, gülümseme, iyi birşey olunca teşekkür edip bu iyi örneği başka yerlere de taşıma, kendi çıkarından feragat edip diğer departmanın hedefine büyük resim için yardımcı olma ve çoğaltabileceğimiz bir dizi benzeri hareket örneği olabilir.

Günlük “iyilik” skalanızda neredesiniz?

Bir parantez veya not: Slaven Bilic icraatta iyilik hareketlerine çok güzel bir örnek. Lütfen izleyin.


»  WordPress kullanıyoruz.  »  Ahren'e Ahimsa teması için teşekkürler.
© 2009 Şensezgin Kurmuş. Kaynak göstererek alıntı yapabilirsiniz.