Şensezgin Kurmuş

 
»
M
E
N
U
«
“Lütfen okuyun!”
28 Mart 2017, Zeynep Kurmuş

Yani bu mesajı değil, genel olarak “okuyun”.

Bakın The School of Life 15.03.2017 tarihli mesajında şöyle diyor: “The core – and perhaps unexpected – thing that books do for us is simplify. It sounds odd, because we think of literature as sophisticated. But there are powerful ways in which books organise, and clarify our concerns – and in this sense simplify.”

Kısaca benim çıkarsamalı tercümem; “Kitapların bizim için esas yaptığı hayatı kolaylaştırmak, basitleştirmek. İlk bakışta garip gelebilir, çünkü edebiyat aslında karmaşık/sofistike bir şeymiş gibi düşünebiliriz. Halbuki kitapların çok güçlü yöntemlerle endişelerimizi, düşüncülerimizi, duygularımızı organize etme, netleştirme, ayrıştırma, dillendirme ve dolayısıyla bizim için hayatı kolaylaştırma “basitleştirme” gibi bir işlevi var.

Ece Temelkuran da “Kitap, gürültünün kılavuzudur” diyor. Bence aynı yönde bir mesaj.

Gogol’un Ölü Canlar’ında hikayeleştirmeyi öğreniyorsun, Dostoyevski’nin Budala’sından kişisel farkındalık ne demek çıkarıyorsun, Sabahattin Ali’nin Kuyucaklı Yusuf’unda bedel ödemek ne demek öğreniyorsun, hangi bedelleri ödeyeceğine karar veriyorsun, Brecht ile aktivizim öğreniyorsun, Oğuz Atay’dan “beyaz yaka” bunalımını ve oyun oynamayı, kim olduğunu ve değerleri öğreniyorsun vs.

Okuyun, yüzleşin, gelişin.

Bir de bence edebiyat, eşinize dostunuza çalışanınıza anlatmak istediklerinizi sizden çok daha iyi ifade etmiştir. Bir kitap hediye edin. Okuduktan sonra birlikte üzerine konuşun. Herkes ne anlamış, ne görmüş? Bence birlikte öğrenmek, başkalarını anlamak  ve bir takım ana mesajları vermek için de harika bir yöntem.

 

 

 

“Herkes sizden daha iyidir.”
21 Mart 2017, Zeynep Kurmuş

(Everybody is better than you) diyor Seth Godin blog yazısında, “en azından bir şeyde” diye de ekliyor. 

Bir yönetici olarak herkesin senden daha iyi olduğunu kabul etmek ve ekip yönetimine öyle yaklaşmak çok rahatlatıcı ve geliştirici. Bence bu şunları getiriyor;

  1. hangi konuda daha iyi olduklarını keşfetmeye odaklanmak
  2. onlardan öğrenmek
  3. ne kadar çeşitli ve zengin bir ortam içinde olduğunuzu idrak etmek ve birbirinden öğrenmeyi teşvik etmek

Her bir arkadaşım (çalışanım, yöneticim, eşim, dostum, tanışım, annem, babam..) benden daha iyi. Bununla gurur duyuyorum ve her gün öğreniyorum. Bu yaklaşım “her gün herkesten ne kadar daha iyi olduğunu kanıtlamak” için uğraşma yanlışından seni çekip çıkarıyor.

En azından nerede iyi olduklarını keşfetmekle, onlardan öğrenmekle hatta isterseniz bunu onlara söylemekle ve takdir etmekle başlayabilirsiniz.

Yeni yıl için bir dilek bir de öneri:
30 Aralık 2016, Zeynep Kurmuş

Önce dilek.

“Hayatı onu yaşarken değil, anlatırken yaşarsın. Hep aynı hikayeleri anlatma, başka hikayeler de mümkün.”  diyor Judith (https://youtu.be/eX14jqR8AXI). 

Peki bu yeni hikayeler nereden gelecek?

Belki yeni bir yaklaşım, belki yeni bir hareket, ya da yeni sular,  yeni tecrübeler, yeni tanışacağımız kişiler, belki de küçücük riskler, çeşitlilikler getirecek bu hikayeleri. Her gün işten eve döndüğümüz yolu değiştirmek, her defasında reddettiğin bir sosyal ortam davetini kabul etmek ya da hiç uğramadığın o departmana bir gün uğramak açacak yolu.

Yöneticiler olarak hem kendi anlatacağımız hem de çalışanlarımızın eve döndüklerinde ailelerine anlatacağı yeni hikayeleri bulmak (ve o hikayelerin yeşereceği ortamı sağlamak) zorundayız.

Yeni yılda sizlere yeni, keyifli hikayeler diliyorum.

Bir de önerim var; o da Ece Temelkuran’dan gelsin. Bu sene “Self -help (kişisel gelişim) kitapları yerine sosyalizm okuyun.”

 

Oyuncak ayınız var mı?
21 Kasım 2016, Zeynep Kurmuş

İngiliz  psikanalist Donald Winnicott oyuncak peluş ayılar hakkında ilk ciddi araştırma ve çalışmaları yapan kişiymiş. Bu oyuncakların gerçekten çocukların en yakını, dert ortağı, bırakmak istemedikleri dostları olduklarını ortaya çıkartmış.  Ayı/tavşan/penguenlerde buldukları iç ses ve o sesin şefkat ve anlayışı çocukların zor zamanlarında yanlarında olan, onların dertleriyle başa çıkmalarına yardımcı olan iyileştirici güç, “herkesin başına gelir, olur böyle şeyler, herkes hata yapabilir, bir dahaki sefere tekrar deneriz” gibi sözlerle kendilerini iyileştiren iç sesleriymiş. (Book of Life Newsletter Eylül 30, 2016)

Belki de hepimizin bir oyuncak ayıya ihtiyacı var. Yetişkin olduğumuzda dertler bitmiyor. Fiziksel olarak oyuncak ayılarımız olmasa da, acılarımızı yaşayıp, sonra da yanımızda oyuncak ayımız varmış gibi kendimizi iyileştireceğiz ya da iyileştirmeliyiz. Oyuncak ayı terapilerini kendi kendilerine yapabilenler, Winnicott’un gösterdiği gibi, sanırım yola daha sağlıklı devam edebiliyorlar.

Önce hissediyor, sonra düşünüyor, sonra hareket ediyoruz.
14 Kasım 2016, Zeynep Kurmuş

Bütün duygusal zeka kitap ve eğitimlerinde ifade edilen bu sıralamayı her zaman hatırlayalım.

Duygu yoğunluğu yaşadığımız anlarda karar vermeyelim, hatta konuşmayalım. Geribildirimde bulunmayalım.

Çalışanlarımızın duygu yoğunluğu yaşadığı anları takip edelim. Bunun doğal bir şey olduğunu anlayalım. Kızmayalım, atlamayalım. Biraz zamanla normal duygusal ısımıza gelelim.

Biraz da kendimize bakalım. Kendi karar ve iletişim kalitemizi yukarıdaki sıralamaya göre değerlendirelim.

Etkinlik artırmak için üç öneri
7 Kasım 2016, Zeynep Kurmuş

Çok yoğun tempolarda çok çalıştığımıza göre daha akıllı çalışmak için üç öneri:

  1. Boşuna vaktinizi alacak toplantılardan kaçının: Sadece bilgilendirme amaçlı toplantılara gitmeyin, kendiniz de kimseyi sadece bilgilendirme amacıyla toplantılara çağırmayın. Eğer gerçekten size ihtiyaçları ya da sizden bir eyleme çağrıları varsa, sizi gelip bulurlar zaten.
  2. Teknolojiyi kullanın: Yavaş yavaş da olsa. Bu trafikte, bu zaman darlığında yüz yüze buluşmak bazen gereksiz oluyor.
  3. Büyük stratejik işlere güzelce zaman ayırın: 1-2 saatlik aralıklar tanımlayın, takviminize girin. Buna da uyun. Etrafınız da yavaş yavaş buna alışacaktır.
Propagandacılara dikkat!
31 Ekim 2016, Zeynep Kurmuş

“Eleştirinin olmadığı, konformizmin, statükoculuğun belirleyici olduğu toplumlarda, kültürlerde düşünürlerin, entelektüellerin, aktivistlerin yerini propagandacılar alıyor. Düşünürlerimiz, entelektüellerimiz olsaydı, bilinçli tercihler yapıyor olacaktık. Propagandacılarımız olduğu için, duygusal tercihler yapıyoruz.” Atasoy Müftüoğlu, düşünür, yazar; Mart 2016, OT dergisi

Yöneticiler olarak önce ekiplerimizde sonra şirketlerimizde yarattığımız kültürün sorumlusuyuz. Ekiplerimizde genel havamız nasıl? Eleştirinin olmadığı, konformist, statükocu bir ortam mı?

Eğer öyleyse demek ki gerçekten düşünmeyi, üretmeyi bırakıyoruz.

Halbuki bugünün yönetim dünyasında geçen “yaratıcılık, inovasyon, sonuç odaklılık” yetkinliklerinin esası burada. Dikkat!

Ya buna dikkat edeceğiz ya da ekiplerimizde ve şirketlerimizde ortamı hemen içi boş “propagandacılar” kapacak.

Gamification (Oyunlaştırma)
24 Ekim 2016, Zeynep Kurmuş

Son zamanların bu gözde konusundan yöneticiler olarak yararlanmalıyız. Oyunlaştırma bilgi edinme, performans yükseltme, aidiyeti artırma gibi çeşitli amaçlara hizmet edebiliyor. Ama daha oyun oynamaya başlamadan bile, oyunlaştırmanın temel özelliklerini günlük hayatta kullanmaya başlayabilirsiniz. İşte oyunların beş özelliği ve bence yönetici olarak hemen yapabileceklerimiz:

  1. Bütün oyunların bir amacı var ve çok net. Ne yapmaya çalışıyoruz? Topu kaleye atmaya, şahı yemeye, elde en az kağıt tutmaya, üç el kazanmaya gibi. Ey yöneticiler lütfen çalışanlarınıza ne yapmaya çalıştığımızı söyleyin ve gözlerinde net olarak canlandırın. Bizim departmanın amacı ne?
  2. Oyun boyunca iletişim ve etkileşim: Sorular cevaplar, top girdi girmedi, el aldım almadım, soruya doğru cevap verdim vermedim. Ey yöneticiler, lütfen çalışanlarınızla konuşun; yol boyunca anlatın. Şimdi ne oluyor, ne  yapıyoruz, neredeyiz sorularına cevap verin. Bir kere amacı söyleyip sonra performans dönemi boyunca yalnız bırakmayın. Zaten oyunda performans anı her an, oyun sonunda değil. Oyunun sonu sadece sonuç.
  3. Oyun boyunca geribildirim: Oyun oynarken oluyor mu olmuyor mu, anında biliyoruz, görüyoruz. Ey yöneticiler lütfen çalışanlarınıza sürekli geribildirim verin. İnsan iyi mi yapıyor kötü mü aslında hep ve hemen bilmek istiyor.
  4. E oyunlarda heyecan da var: Ey yöneticiler sizin oyunun heyecanı nerede? Lütfen bunu gösterin. Koca sezon susmak ve biriktirmek yerine, arada küçük küçük maçlar, antrenmanlar üretmek mümkün değil mi?
  5. Oyun gerçekten oyun: Dünyanın sonu değil, tehditkar bir ortam yok. Ey yöneticiler çalışanlarımız performanslarının ağır sonuçları olabileceği korkusuyla hareket edemiyor olabilirler mi? Lütfen tehdit ortamını yok edin.
Becoming is better than being (Oluş olmaktan iyidir)
17 Ekim 2016, Zeynep Kurmuş

becomingOkuduğum bu söz çok çarpıcı geldi. Hem ekiplerimiz hem de kendimiz için sürekli hatırlayıp faydalanabileceğimiz bir yaklaşım olabilir.

  1. “Ben oldum” diye bir şey yok: Sürekli gelişim dediğimiz şey bu. Düşünsenize bu yaklaşım performans süreçlerini nasıl değiştirir.
  2. “Ben oldum” gibi konuşmalara dikkat: Çalışanlarımızla konuşmalarımızda söylediklerimiz sanki “nihai ve başka bir şey söz konusu olamaz, en iyi biz biliriz” gibi olmasın. Biz de yöneticiler olarak bilelim ki hep “oluş” sürecindeyiz.
  3. Bu yaklaşım sürekli “şimdi ne olma yolundayız” diye sormayı gerektirir. Zaten bir süre sonra profesyonel gelişim kişisel dönüşüm olmadan devam edemiyor. Yani sürekli yeni fırsatları kollamaya insanı iten bir şey. Ekiplerimizi de.
Koc K (Duke Erkek Basketbol Takım Kocu- Michael Krayzewski) ve ISID’e son katılan Amerikalı genç kızın röportajını üstüste okuduktan sonra
21 Temmuz 2015, Zeynep Kurmuş

Koc K şunu diyor: “insanlar bir takımın içinde olmak istiyorlar. Kendilerinden daha büyük bir şeyin parçası olmak istiyorlar. Daha büyük bir şeyler için mücadele edip, katkı sağlayacakları durumlar içinde olmak istiyorlar.”

Amerikalı genç kız şunu diyor: “Hayat bir sonraki hafta sonunu bekleyerek daha ne kadar sürebilir?”

Herkes bir anlam arayışında. Ve bu anlam arayışı bizi ya kurtarıyor ya da uçuruma sürüklüyor.

 

Yöneticiler olarak çalışanlarımızın hayatlarının anlam arayışına katkıda bulunalım. Hayatlarını anlamsızlaştırmayalım.

 

Ya da uyumayalım.


»  WordPress kullanıyoruz.  »  Ahren'e Ahimsa teması için teşekkürler.
© 2009 Şensezgin Kurmuş. Kaynak göstererek alıntı yapabilirsiniz.