10 yılı aşkın süredir “ayakları yere basan“ çözümler kurgulamaya ve hayata geçirilmesine yardımcı olmaya çalışıyoruz. Özellikle global kriz ya da global transformasyon olarak tanımlayabileceğim içinde bulunduğumuz dönemde “ayakları yere basan” adımların değerinin daha da arttığına inanıyorum.
Ne demek “ ayakları yere basan” adımlar?
Önce ne demek değil, onu paylaşayım: Mütevazı olmak demek değil, değişim ihtiyacını yok saymak ya da ertelemek değil, radikal girişimlerden kaçınmak da değil.
Peki ne demek? Kendini bilmek demek, gücünü ve sınırlarını doğru değerlendirmek demek.
Yıllar önce ilk iş tecrübemi yaşadığım şirketin çekirdekten yetişmiş oldukça ataerkil bir aileden gelen patronu, katılımcı yönetim tarzını geliştirmesi için kendisine önerilen “kasaba toplantıları” (Jack Welch’in meşhur town meeting’leri) düzenlemesi önerilerine şöyle karşı çıkmıştı: “Çalışanlarımın duygu ve düşüncelerini öğrenebilmem için bana ismimle hitap etmelerine ve herkesin içinde beni eleştirebilmelerine ihtiyacım yok. Bu ben değilim.” Bir gün bu adamın çalışanlarından biri ile ilgili farkettiği bir sıkıntının sebebini anlayabilmek için karısını çalışanının evine “bir kahve içmeye” gönderdiğine şahit oldum. Sonraki neslin kurmaya çalıştığı modern İK uygulamaları ise geleneksel yaklaşımın gücünü doğru değerlendiremediği için çok zor oldu.
Benchmark’lar, en iyi uygulama örnekleri yeni yaklaşımlar ufkumuzu açıyor, gelecekle ilgili yeni hayaller görmemize vesile oluyor ve çok gerekli… Sonra atılacak her adım yeteneklerimizle doğru orantılıysa hayaller gerçek oluyor. Yoksa kaynaklar heba oluyor.