
Kimisini yıllardır görmediğim lise arkadaşlarımla tekrar biraraya gelme toplantımızı Gümüşlük’te yaptık. Sezon henüz tam başlamamıştı. Öğle saatlerinde sözkonusu lokantanın önündeyiz. Çok methini duyduk denemek istiyoruz. Aşağı yukarı on kadın arkadaşız. İkimiz önden gittik ve dedik ki: “Akşam on kişi gelmek isteriz. Bizim için ne yapabilirsiniz?” karşıdan cevap gelmedi, cevap için hareket de gelmedi, yerine kaba bir suratla, ne istiyorsunuz dendi. Ne var ne yok gibi beş dakika süren bir sohbetten sonra ayrıldık. Pek bir yere gitmeyen bir konuşmanın daha fazla parçası olmak istemedik. Beş dakikalık bir çabayı dahi göremediğimiz bu üst seviye(!) lokantaya tabii ki kendimizi emanet etmeyecektik.
Yürümeye devam ettik. Gümüşlük iskele tarafındaki lokantaların birinin önünden geçerken biri hoş bir selam verdi. Selamına cevap verdik. Arayışımızı sanırım hissetti ve şöyle dedi: “Sizi kazanmak isterim. Ne yapmam gerekir, ne arzu edersiniz?” Ne kadar açık, aslında sihirli ve söylemesi zor bir cümle. Eyleme çağrı çok net, hemen açıldık. Akşam için yer aradığımızı söyledik. Hemen farklı zevkler için birkaç alternatif sıraladı, yorumlarımızı aldı, kişisel önerilerde bulundu, çeşitle ilgili nihai kararımızı önceden layıkıyla kendisini hazırlayabilmek üzere verdirdi. Reservasyonu kesinleştirmek için de bizi saat beşe kadar serbest bıraktı.
Rezervasyonu saat beşe kadar bekleyip mi kesinleştirdik sizce? Tabii ki hayır.
Çok güzel bir yemekti, hem lezzet hem servis açısından. Teşekkürler Nazmi Bey.
Mimoza: Biz ideal müşterileri olmayabiliriz. Bizim işimizi istemiyor olabilirler. Ancak biz haklarında konuşacağız ve yesek de yemesek de ilgili davranışları hep bekliyor olacağız hizmet adına.
Peki bunun için ne yapalım. Yukarda sihirli formul ve söz. “Sizi kazanmak isterim. Acaba ne yapabilirim?” İlk bakışta ne kadar ürkütücü ancak bir o kadar da çekici, çünkü mesaj çok net ve açık ve bence Türk. İçinde şeytan tüyü var. “Başka bir arzunuz var mıydı?, size nasıl yardımcı olabilirim?” kalıplarının çok ötesinde.