Burada bizimle ilgili genel bilgileri bulabilir, yeniliklerden haberdar olabilir ve blogumuzu takip edebilirsiniz. Önerileriniz ve yorumlarınızı .
İletişim bilgilerimize buradan ulaşabilirsiniz.
E-bavul bültenimize üye olup arada sırada bizden haber alabilirsiniz. (tabi ki bilgilerinizi hiçbir şart altında kimseyle paylaşmayacağımıza ve size anlamlı ve işe yarar şeyler göndermek için elimizden geleni yapacağımıza söz veriyoruz.) Buradan üye olabiliyorsunuz.
Başarı Tanımı
Bu başarı tarifini sevdim. Ama kurumlar ve çalışanların bu tarifle ilişkileri farklı.
Kurumlar iş tariflerini çok somut olarak yapmaya çalışırlar. Böylece kiraladıkları emeğin, yani işe aldıkları insanın, ne işe yarayacağını iyi tanımlamak isterler. Aslında kurumlardaki görev tanımları kurumun neye para vereceğinin anonsu olarak değerlendirilebilir, yani what we can be paid to do-ne karşılığı para alınacak halkası. Bu tanımdan sonra da bunu en iyi yapabilecek insanı aramaya başlarlar. Buysa what we do well-iyi becerdiğimiz şeyler halkası. Bu sırada da işi iyi yapacak çalışanın bunu isteyerek yapacağını varsayarlar. Bu da what we want to do-ne yapmak istiyoruz halkası.
Halbuki bu varsayım işe başvuranlar açısından pek geçerli değildir. İnsanlar genellikle sevdikleri işe değil, iyi niyetlilerse en iyi yapabilecekleri işe, hatta bazen yapabilirliklerine de bakmayıp, birilerinin para vereceği herhangi bir işe başvururlar. Çünkü okul ve iş hayatı kimseye bu üç halka ve özellikle de ne yapmak istedikleri konusunda kendisini keşfetme fırsatı vermez.
Sonuçta ortaya genellikle aslında yapmak istemediği işi iyice yapan, süreli motivasyon isteyen bir çalışan kalabalığı ve bu tür çalışanlardan maksimum verimi almaya çalışan bir şirket yapısı ve kültürü bolluğu çıkar.
Bu bence inanılmaz bir kaynak savurganlığı.
Önerim, doğru yerden başlayalım.
Not: Biz her iki konuda destek olmak üzere ilerliyoruz, geliştirme ve değerlendirme faaliyetlerimizi tasarlıyoruz.
Birincisi kurumsal altyapıyı oluşturmak. Çalışanlarınız inisiyatif alamazsa, müşterilere ulaşamazsa, onlara beklentilerinin üzerinde birşey sunamazsa müşteri odaklı olmanız pek mümkün değil. Bu işin olmazsa olmazı, ama tek başına yeterli değil.
İkincisi müşteri odaklılık kavramını anlamış ve bu konuda istekli, motive çalışanlar. Bunun için gerekli ortamı yaratmak yöneticilerin sorumluluğunda (motivasyon ile ilgili daha önce yazdıklarıma bakabilirsiniz). Bu bir çırpıda yazılıverse de kolay değil.
Üçüncüsü ise çalışanların hayata yaklaşımları. Diğer ikisi olsa da elinden gelenin en iyisini yapmak konusunda istekli olmayan birisi o karşılaşma anlarını doğru değerlendiremeyecektir. Bunu sağlamak ortamdan bağımsız, doğru insanı şeçmeniz gerekiyor. Ya da doğruya en yakını seçip bu tür davranışları ortaya koyduğunda bilinçli olarak yakalayıp pekiştirip ödüllendirmeniz.
Biz ikinci ve üçüncü noktalarla ilgili olarak uzun yıllardır çalışıyoruz—bir pek işimiz değil. Çok ciddi bir bilgi birikimimiz var. Her zaman yardım etmeye hazırız.
Geçenlerde Hürriyet’in İnsan Kaynakları ekinde gördüğüm bir ilan beni çok etkiledi:
Graphic Designer Comprehend that design in any field principally depends on creating ideas Experienced at what a great idea is, how it is created, and understand that the value of an idea does not at all lie in the medium, but in its very own power Know that BTL is not below the line, but is the basis of brands, not at all less significant than ATL Believe in the fact that great design is not confined to one’s capabilities, and is closely related with one’s understanding of the world Aligned to the work, not to working hours Confident enough to believe in self under all circumstances, yet modest enough to appreciate the role of a team in the creation of great ideas Considerate enough to listen to others Define self first and foremost as a designer although their professional background and position deserves titles such as art director, senior art director or creative group director (Hürriyet İK, 15 Kasım 2009, sayfa 6)
Graphic Designer
(Hürriyet İK, 15 Kasım 2009, sayfa 6)
Etkilenmemin birkaç sebebi var.
Bu bilgilendirme sonradan mesele olacak yönetsel ve davranışlar tuzakları daha iş ilanı seviyesinde öngörüyor ve bundan anlayacak olgunluktakileri ortama davet ediyor. İnanılmaz bir zaman kazancı.
Bugün yöneticilerin zamanlarının çoğu yukardaki meseleleri “mesele” edinen çalışanları tekrar iş ortamına ve odağına çekip motive etmekle geçiyor. Buna da bugün insan yönetimi deniyor. Daha ilan seviyesinde bunu yönetmeye başlamak bence harika bir fikir. Ve şu ana kadar gördüğüm tek örnek (dikkatinizi çekerim bu ilanda çoğu yerde gördüğümüz takım çalışmasına açık yenilikçi düşünecek gibi şeyler yerine tüm bu kavramların o iş pozisyonunda gerçekten ne anlama geldiğini gösteren açıklamalar var. Tam o işe özel. O yüzden başarılı.)
Şimdi sıra seçim aşamasında. Adaylar arasından gerçekten buna en uyanı ayırt etmek gerek. Bol şans ve başarılar dilerim. Çünkü ayırt etmek o kadar da kolay değil. İşe alım süreçleri bu tür yaklaşımları ortaya çıkartacak uzunlukta değiller. Adayda bunların bazılarını görmek için birlikte bir süre çalışmak gerekiyor. İyi planlanmış dedenem sürelerinin bu konu da çok yararlı olduğunu düşünüyorum. Hele ki yolun başında beklentiler üzerinde anlaşılırsa.
Not: Çalışmaya başlamadan da adayların bu tip “hayata bakış meseleleri” artık bazı araçlarla anlaşılabiliyor. Bu konu hakkında özel sohbet etmek isterseniz bizi arayın.
Kendi şirketimizi kurarken, geleceğe kendimizi emin adımlarla taşıyabilmek için insan kaynakları politikamızı “kendimizden iyi olanları işe almak” diye tanımladık. Aynı şekilde devam ediyoruz. Ne aradığımızı biliyoruz.
Kendimizden iyi olanlarla beraber geleceğe gitmek bence eş seçimi için de geçerli. Aksi halde birlikte gidecek bir gelecek üretemiyorsunuz, mücadeleye değer bir birliktelik olmuyor. Eskiyorsunuz, sıkılıyorsunuz, ilişki anlam/değer katamıyor. Değer katmayan yerde de niye dursun insan?
İş ortamı için geçerli olan bu soru ev ortamı için de geçerli. Bu yüzden iş/eş seçerken;
“Ya bir süre sonra yetişilirse birbirine ne olur?” sorusunun cevabı yazının içinde.
Not: Sizden daha iyi olanı çekebilmek için iş ortamının bütün doğru “recruitment” (işe alım) stratejileri geçerlidir.
Son günlerde hem yerli hem yabancı firmaların yetenek yönetimi bölümlerinin gündeminde hep bu konu var. Konu bize iki şekilde yansıyabiliyor:
Yetkinlik geliştirme hattımız çerçevesinde uzun zamandır üzerinde düşündüğümüz bu konuya iki türlü yaklaşmak mümkün.
Birinin kitlesi birkaç yüz yeni işe başlayan, birinin kitlesi ise kimi zaman üç, kimi zaman onüçbin kişilik koca çalışan kitlesi. Öte yandan birini her yıl tekrar etmek zorundasınız, öbürü bir seferde bitecek. Sizce hangisi kolay? Gelecek geliyor. Gelme diyemeyeceğiz. Önemli olan gelme hızında hazırlanmak. Biz bu konuda yeni tasarımlarımıza devam ediyoruz. Eğer bu konuda bizimle birlikte fikir üretmek isterseniz görüşünüzle birlikte bu yazıya cevap verin. Sekiz on kişilik üst düzey yönetim gruplarıyla birer saatlik çalışma kahvaltıları yakında başlayacak.