Şensezgin Kurmuş » Kategorilenmemiş

 
»
M
E
N
U
«
Yeni yıl için bir dilek bir de öneri:
30 Aralık 2016, Zeynep Kurmuş

Önce dilek.

“Hayatı onu yaşarken değil, anlatırken yaşarsın. Hep aynı hikayeleri anlatma, başka hikayeler de mümkün.”  diyor Judith (https://youtu.be/eX14jqR8AXI). 

Peki bu yeni hikayeler nereden gelecek?

Belki yeni bir yaklaşım, belki yeni bir hareket, ya da yeni sular,  yeni tecrübeler, yeni tanışacağımız kişiler, belki de küçücük riskler, çeşitlilikler getirecek bu hikayeleri. Her gün işten eve döndüğümüz yolu değiştirmek, her defasında reddettiğin bir sosyal ortam davetini kabul etmek ya da hiç uğramadığın o departmana bir gün uğramak açacak yolu.

Yöneticiler olarak hem kendi anlatacağımız hem de çalışanlarımızın eve döndüklerinde ailelerine anlatacağı yeni hikayeleri bulmak (ve o hikayelerin yeşereceği ortamı sağlamak) zorundayız.

Yeni yılda sizlere yeni, keyifli hikayeler diliyorum.

Bir de önerim var; o da Ece Temelkuran’dan gelsin. Bu sene “Self -help (kişisel gelişim) kitapları yerine sosyalizm okuyun.”

 

Gamification (Oyunlaştırma)
24 Ekim 2016, Zeynep Kurmuş

Son zamanların bu gözde konusundan yöneticiler olarak yararlanmalıyız. Oyunlaştırma bilgi edinme, performans yükseltme, aidiyeti artırma gibi çeşitli amaçlara hizmet edebiliyor. Ama daha oyun oynamaya başlamadan bile, oyunlaştırmanın temel özelliklerini günlük hayatta kullanmaya başlayabilirsiniz. İşte oyunların beş özelliği ve bence yönetici olarak hemen yapabileceklerimiz:

  1. Bütün oyunların bir amacı var ve çok net. Ne yapmaya çalışıyoruz? Topu kaleye atmaya, şahı yemeye, elde en az kağıt tutmaya, üç el kazanmaya gibi. Ey yöneticiler lütfen çalışanlarınıza ne yapmaya çalıştığımızı söyleyin ve gözlerinde net olarak canlandırın. Bizim departmanın amacı ne?
  2. Oyun boyunca iletişim ve etkileşim: Sorular cevaplar, top girdi girmedi, el aldım almadım, soruya doğru cevap verdim vermedim. Ey yöneticiler, lütfen çalışanlarınızla konuşun; yol boyunca anlatın. Şimdi ne oluyor, ne  yapıyoruz, neredeyiz sorularına cevap verin. Bir kere amacı söyleyip sonra performans dönemi boyunca yalnız bırakmayın. Zaten oyunda performans anı her an, oyun sonunda değil. Oyunun sonu sadece sonuç.
  3. Oyun boyunca geribildirim: Oyun oynarken oluyor mu olmuyor mu, anında biliyoruz, görüyoruz. Ey yöneticiler lütfen çalışanlarınıza sürekli geribildirim verin. İnsan iyi mi yapıyor kötü mü aslında hep ve hemen bilmek istiyor.
  4. E oyunlarda heyecan da var: Ey yöneticiler sizin oyunun heyecanı nerede? Lütfen bunu gösterin. Koca sezon susmak ve biriktirmek yerine, arada küçük küçük maçlar, antrenmanlar üretmek mümkün değil mi?
  5. Oyun gerçekten oyun: Dünyanın sonu değil, tehditkar bir ortam yok. Ey yöneticiler çalışanlarımız performanslarının ağır sonuçları olabileceği korkusuyla hareket edemiyor olabilirler mi? Lütfen tehdit ortamını yok edin.
Becoming is better than being (Oluş olmaktan iyidir)
17 Ekim 2016, Zeynep Kurmuş

becomingOkuduğum bu söz çok çarpıcı geldi. Hem ekiplerimiz hem de kendimiz için sürekli hatırlayıp faydalanabileceğimiz bir yaklaşım olabilir.

  1. “Ben oldum” diye bir şey yok: Sürekli gelişim dediğimiz şey bu. Düşünsenize bu yaklaşım performans süreçlerini nasıl değiştirir.
  2. “Ben oldum” gibi konuşmalara dikkat: Çalışanlarımızla konuşmalarımızda söylediklerimiz sanki “nihai ve başka bir şey söz konusu olamaz, en iyi biz biliriz” gibi olmasın. Biz de yöneticiler olarak bilelim ki hep “oluş” sürecindeyiz.
  3. Bu yaklaşım sürekli “şimdi ne olma yolundayız” diye sormayı gerektirir. Zaten bir süre sonra profesyonel gelişim kişisel dönüşüm olmadan devam edemiyor. Yani sürekli yeni fırsatları kollamaya insanı iten bir şey. Ekiplerimizi de.
Koc K (Duke Erkek Basketbol Takım Kocu- Michael Krayzewski) ve ISID’e son katılan Amerikalı genç kızın röportajını üstüste okuduktan sonra
21 Temmuz 2015, Zeynep Kurmuş

Koc K şunu diyor: “insanlar bir takımın içinde olmak istiyorlar. Kendilerinden daha büyük bir şeyin parçası olmak istiyorlar. Daha büyük bir şeyler için mücadele edip, katkı sağlayacakları durumlar içinde olmak istiyorlar.”

Amerikalı genç kız şunu diyor: “Hayat bir sonraki hafta sonunu bekleyerek daha ne kadar sürebilir?”

Herkes bir anlam arayışında. Ve bu anlam arayışı bizi ya kurtarıyor ya da uçuruma sürüklüyor.

 

Yöneticiler olarak çalışanlarımızın hayatlarının anlam arayışına katkıda bulunalım. Hayatlarını anlamsızlaştırmayalım.

 

Ya da uyumayalım.

“Beni hiç kimse anlamadı. Ben kimseyi gerçekten anlamadım; kimse kimseyi anlamıyor” Goethe.
14 Temmuz 2015, Zeynep Kurmuş

Ne kadar depresif ya da gerçekçi bir yaklaşım diyebilirsiniz. Goethe’nin karamsar dünyası deyip işin içinden çıkabilirsiniz. Yahut anlaşılmanın ne kadar zor ve gerçekleştiğinde ne kadar büyük bir lüks ve aslında insanoğlu için ne kadar (etrafta az bulunur) kıymetli olduğunu tekrar hatırlayıp, kendinizi ve etrafınızı buna göre geliştirebilirsiniz.

Yöneticiler önce gerçekten kendilerini ve birlikte çalıştıkları arkadaşlarını anlamalılar.

Ayrıca müşteri önceliğimizdir diyen firmalar müşterilerini gerçekten ne kadar anlıyorlar? Bakmalılar. Bugün müşterilerinizin ve çalışanlarınızın yanına on üzerinden bir değerlendirme yapacakları bir skalayla gitsek, sizce çalışanlarınızın ve müşterilerinizin “beni gerçekten anlıyor” skalasında size verecekleri puan ne olur? Ne dersiniz?

Ya eşiniz, sevgiliniz, çocuğunuz? Onlar kaç puan verir?

“The single biggest problem in communication is the illusion that it has taken place!” “İletişimdeki en büyük sorun gerçekleştiği yanılsamasıdır” George Bernard Shaw
7 Temmuz 2015, Zeynep Kurmuş

Yıllardır belki de kendimizi kandırıyoruz. İletişim kurduğumuzu sanıyoruz. Birbirimizle “iletişebildiğimizi” (böyle bir kelime bile yok) düşünüyoruz. Yok böyle bir şey. Bu konuda Shaw’la yarışacak bir iddiam yok. Sizin var mı? Ancak şunu alıyorum:

  1. İletişim kurduğumuzu zannetmeyelim.
  2. Bu işi amatör olarak yapmayalım, üzerinde çalışalım ve kendimizi geliştirelim.
  3. Anlaşılmayı beklemeyelim, sorumluluk alalım.

Özellikle yöneticilerin bu işin ustası olması gerektiğini düşünüyorum. Söylemekle olmuyor. Her gün bedavaya harcadığımız sözcükler bu meselenin derinliğini idrak etmemizi engelliyor olabilir. Dikkat.

 

Not: “İletişim gücüm kuvvetlidir” diyen adaylara da başka bir gözle bakıyorum.

Sohbet üzerine
30 Haziran 2015, Zeynep Kurmuş

School of Life’ın eş ile sohbet serisinde şöyle deniyor: “We tend to have a ‘Romantic’ conception of conversation. We believe that in the right setting – distressed old wooden tables, food from Liguria, bruschetta – conversation will flow naturally, without special effort. The reality is that conversation is an achievement, something we might need to learn.” Kısaca; sohbet kavramına romantik bir yaklaşımımız var. Doğru ortamda sohbetin özel bir çaba göstermeden doğal olarak ortaya çıkacağına ve akacağına inanıyoruz. Halbuki sohbet bir çaba üzerine gelen bir başarılı sonuç aslında ve belki de bu konuda öğrenmemiz gereken şeyler var.

Kesinlikle katılıyorum. Sohbetin yöneticiler için çok önemli bir araç, insanlar için de çok önemli bir besin olduğuna inanıyorum. Ancak anlamlı sohbetleri başlatmayı bilmediğimiz gibi yürütemiyoruz da. Tadı damağınızda kalan sohbetlerde, gittikçe derinleşme, açılma, birbirinden öğrenme, yeni perspektifler kazanma hatta yepyeni bir şey keşfetme bile mümkün. Doğru yapıldığında çok zenginleştirici bir araç.

Sohbet açma ve geliştirme gücünüz nasıl? Bunları öylesine söyleşilerden anlamlı sohbetlere dönüştürme beceriniz nasıl?

En azından şimdi bunun kişisel bir özellik değil bir beceri olduğunu biliyoruz. O zaman haydi geliştirelim.

Zengin keyifli sohbetler diliyorum. Kendinizi sığlaştırmayın, takımlarınızı sığlaştırmayın.

“Bir kapıyı yeterince çalarsan sonunda açılıyor. Hayatta hep çalınacak bir kapı var.”
23 Haziran 2015, Zeynep Kurmuş

Ümitsizliğe kapıldığımızda bu cümleleri hatırlamak anlamlı olabilir. Bana bu cümleler iki tane yaklaşımı çağrıştırıyor: bir, olumlu düşünce, iki, dayanıklılık.

İkisinin tersi de avantajlı olmadığına göre olumlu düşünce ve dayanıklılığı hep aklımıza getirebiliriz.

Olumlu düşünce kısmı: bazı kapılar şu ana kadar hiç açılmamış olabilir ama “hayatta hep çalınacak bir kapı var”

Dayanıklılık kısmı: “yeterince çalarsan sonunda açılıyor” yeterince çal, sıkılmadan bırakmadan. Israrcı ol.

Tabi ki bunlar insanları rahatsız et anlamında öneriler değil. Hedeflerinin peşine yılmadan git, ısrarcı ol, vazgeçme, koy verme demek. En kötü ne olabilir? “Yeniliriz. Yenilirsek bir daha yeniliriz, daha güzel yeniliriz.” (T24 Doğan Akın, TED-x İstanbul 2015)

“Fikir üretmek bir grup aktivitesidir!” diyor akademisyen Erhan Erkut
16 Haziran 2015, Zeynep Kurmuş

Bu da yaratıcı fikirleri tek bir bireyden beklemek ve insanlara yeni fikir önerileriyle gelin demekten çok daha farklı bir sorumluk getiriyor bugün yöneticilere. Herhangi bir şekilde yeni fikir peşinde koşan bireylere de.

  1. Fikir üretiminin bir grup aktivitesi olacağını bileceksin.
  2. Bunun için özel zaman ayıracaksın.
  3. Ortak çalışma alanları yaratacaksın ve çıkan fikirleri takdir edeceksin, ezmeyeceksin, aralarında elbette anlamlı ve işe yarar fikirler çıkacaktır.

Not: Ortak akıl fikir üretme teknikleri için bizi arayabilirsiniz.

Çetin Yılmaz konuşması üzerine üç yazı-3 “Bencil egoist züppelerle takım olunmaz.”
4 Haziran 2015, Zeynep Kurmuş

Takım arkadaşlarımızda bunlara dikkat edelim. Adam gibi adamlara ihtiyacımız var. Yetkinlik bazlı mülakatlarınızda yeteneğin yanında bu yaklaşıma dikkat edebilirsiniz. Dile vurur.

Kendimizi değil yaptığımızı ciddiye alalım.

Yetkinlik bazlı mülakatlarda içe bakalım. Tohum iyi değilse, içi geçmişşe en güneşli yerde, en verimli toprakta bile büyümez diyor Çetin Yılmaz. İç müsaitse anca o zaman dış besler.

Yöneticilerin en önemli görevi besleyecek ortamı yaratmak. Belki bir de rol model olarak o içleri de iyileştirmek.


»  WordPress kullanıyoruz.  »  Ahren'e Ahimsa teması için teşekkürler.
© 2009 Şensezgin Kurmuş. Kaynak göstererek alıntı yapabilirsiniz.