Burada bizimle ilgili genel bilgileri bulabilir, yeniliklerden haberdar olabilir ve blogumuzu takip edebilirsiniz. Önerileriniz ve yorumlarınızı .
İletişim bilgilerimize buradan ulaşabilirsiniz.
E-bavul bültenimize üye olup arada sırada bizden haber alabilirsiniz. (tabi ki bilgilerinizi hiçbir şart altında kimseyle paylaşmayacağımıza ve size anlamlı ve işe yarar şeyler göndermek için elimizden geleni yapacağımıza söz veriyoruz.) Buradan üye olabiliyorsunuz.
Seth Godin’in yeni kitabı Linchpin kurumlarda vazgeçilmez olmak üzerine. Godin her insanın kurumlarda vageçilmez olacak, o kurum içinde vazgeçilmezliğinin hakkı verilmezse de kendi başarısıyla bağımsız olarak (kendi şirketiyle mesela) ayakta durmayı başaracak bir gücü, daha doğrusu potansiyeli olduğuna inanıyor. Bunun üzerine oynamayı salık veriyor. Teşvik etmeye çalışıyor.
Beni en çok vuran ise her karşılaşma anında “sanat” yapmak, üretmek kavramı. Her karşılaşma anını öyle bir değerlendirin ki karşınızdaki insan veya insanlarla özel bir bağlantı kurun, karşınızdakine değer katacak, eşsiz bir deneyim yaratın. O zaman bu deneyimin peşinden koşacak, bu değeri arzulayacak ve takdir edecek bir taraftar kitlesini de yavaş yavaş oluşturursunuz. Bu taraftar kitlesi (potansiyel) müşterileriniz, tedarikçileriniz, iş ortaklarınız olacaktır. Sanatınız muhakkak farkedilecek ve takdir edilecektir. Seth Godin’den benim çıkarsamam bu. Tabii ki yöntemleri ile ilgili detayları ve diğer değişkenleri sabit tutarak bu kavram ne anlama geliyor, kitabın tamamını okuyunca bulacaksınız.
Her karşılaşma anında “sanat” üretmek ise bence öncelikle şu üç şeyi istiyor:
Lütfen müşteri hizmeti anlarında bu üç şeyi deneyin, inanılmaz sonuçlar elde edeceğinizi göreceksiniz. Müşteri hizmeti işi bir sanattır. Üçer, beşer onar, otuzar, yüzer dakikalık sanatlar. Çalışanlarınızı iç ve dış hizmet anlarında kendi sanatlarını üreten sanatçılar haline getirin. Getirelim.
Kitabın adı bu. Ne zaman bırakacağını bilmek. Okuyun.
Operasyonel yük içerisinde günlük işlerle boğulurken, yaratıcı süreçlere bilinçli olarak vakit ayrılırsa yaratıcı fikirleri yakalamanın daha muhtemel olabileceğini söylemiştik. Bazen yaratıcılık yapılandırılmış (structured) süreçlerden ve tetiklemelerden destek alarak ortaya çıkıyor. Eğer takımınıza, departmanınıza ya da genel olarak tüm şirketinize yeni bir değer yaratacak fikir arayışındaysanız bir ara aşağıdaki dört soruyu kendinize sorun. Bu soruları ortak akıldan istifade ederek cevaplamaya çalışmanızı öneririm. Böylece tüm takım da işin parçası olmuş olur:
Bu sorulara verdikleri iyi cevaplarla yeni fikirler yakalamış ve hızlı büyümüş firma örneklerinden bazıları: Amazon, Starbucks, Body Shop, Bloomberg, Barnes and Nobles. Türkiye’de de bu sorulara iyi cevaplar bulmuş bazı örnekler de hemen akla geliyor: Advantage Card (eski hali tabi), t-box, dükkan, Yemek Sepeti gibi. Neden sizin departmanınız da aynı yoldan geçmesin? Tabi fikri bulduktn sonra çok başarılı şekilde hayata geçirmek de var, ama…
Yaratıcı süreçler çok akıllı ve yapısal sorularla başlayabiliyor, unutmayın.
(Bu arada bazılarınız büyük ihtimalle “e bu zaten Kim ve Mauborgne’un Blue Ocean Strategy kitabındaki şey” diyorsunuzdur. Doğrudur. O kitabı ayrıca tavsiye ederim. Ama bu yazının anafikri Blue Ocean Strategy yöntemi uygulayın değil, yaratıcılık yapılandırılmış süreçlerle de tetiklenebilir. Benzer başka bir durum için bakınız TBWA’in Disruption toplantıları.)
Halen en önemli yönetim gelişim aracı olarak konumlandırılmaması beni şaşırtan ben bilim kurgu takipçiliğimi sürdürüyorum.
Kylara Vatta son kahramanım: yeni manage others (başkalarını yöneten) pozisyonuna gelerek ticaret yapan bir uzay gemisinin kaptanı sıfatıyla ilk yolculuğuna çıkıyor. Ekibinde tabi ki ondan kendi uzmanlık alanlarında olarak çok daha tecrübeli eski mühendisler, uzay gemisi pilotları ve onun yaşlarında ama kaptan olamayıp da uzman olarak mürettebata katılmış kişilerin de olduğu bir ekibin yönetimini üstleniyor. Kylara’nın maceralarının her bölümünde ayrı bir yönetsel vaka bulabilirsiniz: ticari olarak hangi yükün taşınacağına karar verirken kar hesabı, daha tecrübeli çalışanların Kylara’yı hor görmesi, yaptığı hatalı bir stratejik karardan sonra tekrar ekibi ile doğrulması, rakiplerden gelen bir tehdit karşısında belirsizlik ortamında karar alması, kaynak dağılımı ile ilgili bir yola girmesi ve sonuçları, evden gelen haberler ve geminin problemleriyle eş zamanlı olarak başa çıkması, erkek egemen bir pozisyonda kadın olarak cinsiyetle alakalı meselelere de alttan alta denk gelmesi…
Böyle bakınca bilim kurgu yetkinlik geliştirme açısından yararlanılabilecek çok güçlü ama alışılmamış bir araç. Başka yerde sıfırdan vaka üretmeye, aramaya gerek de yok. Üstüne üstlük kaynak çeşitliliği kendinizi bu konularda geliştirirken farklı bir perspektiften bakıp, hiç kullanmadığınız düşünsel taraflarınızı da devreye sokmanıza destek oluyor.
Yönetim işi de aslında sayfalarını çevirmek için bekleyemeyeceğiniz kadar heyecanlı ve gizemle dolu belki de.
Herbirimizin içinde bir Kylara gizli. Unutmayın.
Eyleme çağrı:
Not: isterseniz ben de burada yeni favori bilim kurgu serilerimden tavsiyelerde bulunurum yeri geldikçe.
Ram Charan 2001’de kitabını yazmış, biz 2008’de Türkiye’de iş hattını kurduk. Ram’in dilinde “empowerment” ancak bu şekilde gerçekten kazanılıyor. Kesinlikle inanıyoruz, çalışanlar bir işletmenin gerçek dinamiklerini, sayılarını bildikleri ölçüde işin gerçeklerini kavrayıp kendi kararlarını bu ehillikte verip, iş ortamına katkı sağlayacak sahiplenmeye gelebiliyorlar. Bu sayılar da o kadar karışık değil, nihayetinde Ram birkaç temel göstergeye indirgemiş:
Biz de aynı mantıktayız. Ram Charan çalışanları bunları sorup öğrenmeye, sormaktan çekinmemeye teşvik ediyor (sadece şu an ne olduklarını değil, zaman içinde nasıl değiştiklerini ve rekabete göre nasıl olduklarını da anlayarak). İnanın sadece finans departmanının tekelinde kalmasına gerek yok diyor. Lütfen gidin bu sayıları isteyin, ne olduklarını öğrenin, işin kendi yaptığınız tarafıyla alakası yokmuş gibi gelse de bir süre sonra esas bunları etkilemeye oynadığınızı hissedeceksiniz diyor. Bunu gerçekten anlamadan empowerment olmaz diyor.
Bizim iddiamız da çalışanların bu sayıları sadece bilmesini değil gerçekten idrak etmesini, kendi işleriyle bağlantısını kurabilmelerini çok kısa sürede sağlamak. Siz sayılarınızı biliyor musunuz?
Bu söz (ve ifade ettiği memnuniyet hali), ilk Nazım’in dizeleriyle gözümde canlanmıştı. Bugün geldiğim noktada, bu cümleyi gerçekten hissederken, nasıl olup da buraya vardığımı ve hatta hergün bunu aşağı yukarı hissettiğimi çözdüm. Adı konulmuş. Son bir senede üzerinde çalıştıklarım arasından üç kitap bunu değişik şekillerde açıklıyor. Üçü de çok derin araştırma sonuçlarıyla beraber ortaya konulmuş, sadece kişisel görüş değil. Yani yol net, yapılacaklar ortada. Bize de doğrusu yapması kalıyor.
Üç kitap:
Bu yazının konusu flow. Diğerleriyle ilgili de yazacağım ileride. Flow’u ben “akıp gitme” hali diye çevirdim. Günlük hayatındaki iştigal alanlarında ne kadar çok “flow” halini yaşıyorsan, o kadar tatmin, o kadar doygun, o kadar kendini gerçekleştirmiş ve mutlu oluyorsun. Günlük hayattaki örnek iştigal alanları: iş, aile ile vakit, yemek, seks. Akıp gitme halinin yedi temel özelliği var. Mihaly Csikszentmihalyi bilgisayar oyunundan örnek vererek aktarmış (eşim oyunlarla akıp giderdi de anlamazdım, şimdi biliyorum, taşınma işini gerçekleştirdikten sonra sonra kendine beş gün x 24 saat oyun ödülü verdi. Bir Fallout 3 macerası.)
Ben farkettim ki işte işimin büyük bir parçası olan eğitim ortamlarında sabah dokuz akşam altı “akıp gitme” halini yaşıyorum. Hatta bir daha dünyaya gelsem herhalde aynı işi yaparım diyorum. Sebep bu olsa gerek. Haftada ortalama dört gün eğitim de bu beslenmeyi sürekli kılıyor.
Her çalışan arkadaşım için de amacımız aynı: bizler işlerimizi böyle kurgulamalıyız. Hep birlikte “akıp gidelim”. İşi yukarıdaki maddelere fırsat verecek şekilde yapılandıralım. Sadece görev tarifleriyle bunu yapmak mümkün değil. Ancak sayın yöneticiler, çalışanlarınız için üzerlerine aldıkları sorumlulukları gerçekleştirme anlarını böyle yapılandırmak mümkün. Bence bir bakmakta fayda var. Sizden bekliyoruz.
Not: Ama kendi mutluluğumuz için yöneticiye bunu havale etmeden fikir üretmek de mümkün.