Şensezgin Kurmuş » Akrabalar

 
»
M
E
N
U
«
Kavramsal düşüncem zayıf
14 Eylül 2010, Zeynep Kurmuş

Kavramsal düşünmem zayıf, biliyorum. Bunları kesin ölçmek ve bilmek lazım. Ölçünce de sonuçlarını kullanmak.

“Piksel ne?” diye sordu oğlum Ali ve yeğenim İrem bir gün. Daha şimdiden çocuklarla ayrı dünyaların insanıyım, biliyorum. Ben “piksel”i çoktan duymuşum ancak önüne de çoktan bir set çekmişim.

Kocam yandan cevap yetiştirdi, “bilgisayar ekranı gibi şeylerde gördüğünüz resimler aslında birbirine çok yakın duran küçük ışıklardan oluşuyor, her bir ışığa piksel diyoruz” diye. Ali “e ne önemi var ki” diye bir ters top attı. Kocam (o sırada leblebi yiyoruz) aldı leblebi kasesini önüne ve beş leblebi ayırdı. Bir çember yaptı bu beş leblebiyle. Ne kadar belli oldu bunun yuvarlak olduğu diye sordu (az tabii). Al dedi şimdi on leblebi, on leblebi ile yuvarlak yap. Ali yaptı. “bak, daha yuvarlak gibi oldu yuvarlak.” Sırada yirmi leblebi. Bayağı yuvarlak yirmi tanesi. Yüz olduğunu düşün, “vay çok daha net olur” dedi çocuklar (tabii içimden ben de). İşte piksel bu işe yarıyor, ne kadar çok olursa ekrandaki görüntü o kadar iyi anlaşılıyor dedi kocam.

Buna kavramsal düşünme deniyor. Aynı zamanda karmaşık şeyleri sığ olmadan basitleştirme de. Yararlı bir beceri, değil mi?

Bunu çalışanı almadan bilsek olmaz mı. Değerlendirme araçları sayesinde bilebiliyoruz. I love Trimetrix.

Aslında yetkinlik bazlı mülakat tekniklerinde de neler sorduğumuzu görüyorsunuz böylece. “Piksel ne tarif eder misin” diyoruz mesela. Ya da o kadar abartmaya gerek yok, kapı ne deseniz bile çıkıyor ortaya hani.

Ben eğitim ortamlarımda yukarıdaki örneği değerlere yönelik örnek diye anlatıyorum: bir kavram böyle anlatıldığında mı, yoksa “piksel bir resim ögesidir ya da teknik olarak bir diyot-seri dedektörü veya bir yük-aktarım dedektöründe tek bir dedektör elemanıdır” dendiğinde mi daha kalıcı olur sizce?

Sırf yürek değil thalamus istiyor
23 Ekim 2009, Zeynep Kurmuş

Oğlum Ali ağlayarak gelip sokakta arkadaşlarının yaptıkları yüzünden ne kadar zor durumda kaldığını, vurmak ve itişmek yerine kendini sakinleştirdiğini, ancak çok zorlandığını ve acı çektiğini söylediğinde çok üzüldüm. Biraz da daha sekiz yaşında acı çekme ifadesini kullanmasına şaşırdım.

Bir sonraki gün bir seminerde Yankı Yazgan’dan Ali’nin sözlerinin ardındaki mantığı duyunca çocuğun ne yaşadığını çok daha iyi anladım.

Çocuk iyi çocuk olmak için fiziksel acı çekiyor. Ne kadar zor bir şey iyi çocuk olmak.

Insan beyni hemen yapmak  ve herkesin yaptığını yapmak üzere programlanmış. Yani hemen yapmadan edemiyoruz ve herkesin yaptığını yapmadan yapamıyoruz. Bu iki durumun dışında davranmak bayağı güç istiyor. Böyle bir durumda, yani herkesin yaptığının dışında birşeyler yapınca, yapmak zorunda kalınca, thalamus aktifleşiyor. Thalamus beyinin acı çekmek ile ilgili bölümü. Böyle bir şey yaptığınızda fiziksel acı çeker gibi zorlanıyorsunuz, hatta acı çekiyorsunuz. Herkesin söylediğinden farklı bir durumu savunmanın zorluğunu düşünün. Bu sıkıntıya değer mi?

İş hayatında da dikkat gerekiyor.

Biz yöneticiler olarak çok dikkat etmeliyiz. Çalışanlarımız ters fikirleri ortaya sürdüklerinde teşvik etmeli ve takdir etmeliyiz. Fikir gelmediğinde ne kadar zor olduğunu görerek bilinçli olarak tetiklemeliyiz. Bu şekilde çıkışlar yapabilen takım üyelerimizi görmeli ve desteklemeliyiz. Ses gelmemesinin sebebinin biz yöneticiler olabileceğini de düşünüp kendi tarzımızı sorgulamalıyız. Acaba başka fikirlere çok mu tahammülsüzüz? Çok mu sertiz? Yöneticilik kolay, ya yöneticiye karşı fikir ortaya koymak? Hem yürek hem thalamus ister.

Yüreğine kuvvet Zeynep (ben olmayan)
14 Ekim 2009, Zeynep Kurmuş

Geçenlerde oğlumun okulunda okul aile birliği seçimlerine gittim.

Okul aile birliği yöneticileri velilere ve öğretmenlere yıl içinde yaptıklarını anlattıkça ortaya birlikte olmaktan keyif almış, güzel sonuçlar üretmiş, tekrar aynı şekilde çalışmaya motive ve hazır bir grup resmi çıktı. Her üye aynı iyi duyguları sanki önceden ağızbirliği yapmış gibi tekrarladı.

Görümcem diye söylemiyorum ama başkan Zeynep Hürbaş’ın müthiş bir takım oluşturma örneği ortaya koyduğunu düşünüyorum. Hiyerarşik gücünü kullanmadan iş yapılan bir ortamda bu kadın nasıl bu ekibi yarattı, bu ekip nasıl bu kadar bağlı, şevkle yeni senenin yoğun çalışmalarını göğüslemeye hazır bir durumda ortaya çıktı? Bu arada hiyerarşik güç kullanmadan sonuç üretmek sivil toplum kuruluşlarında zaten şart, ama görev tanımınızın ötesine gitmek istediğiniz her organizasyonda da aynı derece gerekli bir beceri. Aslında cevap tipik liderlik prensiplerinde:

  1. Açıklık: herşeyi görmeye, duyabilmeye, kucaklamaya hazır olmak. “Siz bana nasıl böyle diyebilirsiniz, kolaysa siz gelin, burada ne kadar çok şeyle uğraşıyoruz,” “ben (başkan) oldum” yapmamak, kendini değil, işini ciddiye almak, kendi olmaya devam etmek.
  2. Şeffaflık: aklındakileri hemen somut olarak ortaya koymak. İyiyi  de, kötüyü de görmek, gördüğünde hemen söylemek, olduğu gibi söylemekten çekinmemek. “Aradığımızda hemen her konuda yardıma koşuyorsun, günün en zor saatlerinde en zor işleri yapıyorsun, çok teşekkür ederiz” demeyi de “çok konuşuyorsun, sadede daha hızlı gelebilir misin” demeyi de bilmek
  3. Katılım: herkesi her yapılanın parçası yapmak, çorbada herkesin tuzunun olmasını sağlamak. Özellikle de yapılacak işi somut katkılara bölebilmek, bu katkıyı talep edebilmek, almak, tebrik etmek ve yapılınca hemen ve herkesin ortasında her zaman takdir etmek. “Biz” diye konuşmak.

Üstelik de Zeynep komik. Sevilebilirlik (likeability) her zaman yararlıdır (lütfen etkileme etiketli blog yazılarımıza çıktıkça bakınız)


»  WordPress kullanıyoruz.  »  Ahren'e Ahimsa teması için teşekkürler.
© 2009 Şensezgin Kurmuş. Kaynak göstererek alıntı yapabilirsiniz.