
Üst düzey yönetici arkadadaşlarımdan biri Ramazan girişi kendi yoğunluğunu aktarırken, işçilerle üretim hattına olduğunu, tüm gün birlikte çalışarak ürünleri yetiştirdiklerini, ayaklarına karasular indiğini, biraz da şikayet ederek anlatıyordu. Kolay değil, kendi başına 350 kilo börek açmıştı.
Anlatırken kendi gözlerindeki ışığın farkında değildi.
Sonra da ürünler yetişince yorgunluk atmak için iki kilo baklava söylediğini, beş çayında hep beraber baklava yiyip sonra eve gittiklerini ekledi. “Çay olmazsa o yorgunluk da çıkmazdı” dedi.
Bugün rakipleriyle ve hatta kendi bulunduğu firma içinde benzer iş birimleriyle karşılaştırıldığında (bu yöneticinin biriminin), aynı işi yapan birimlere göre işçi maliyeti çok daha düşük, işten ayrılma oranları çok daha düşük, operasyonel verimliliği çok daha yüksek. Sayıları bunu gösteriyor. Çalışanlar başka türlü şevk ve etkinlikle çalışıyorlar.
Bugün motivasyonu performansa dönüştürmenin ne olduğunu bu örnekte görüyorsunuz. Aslında görünen köy kılavuz istemez. Ancak biz yöneticiler nedense gittikçe doğrulardan uzaklaşabiliyoruz zaman zaman!
- En son ne zaman işçinizle birlikte mutfağa girdiniz? En son ne zaman sahaya (gerçek sahaya) indiniz yani? Birkaç aydan fazlysa yanıtınız, yanlış yoldasınız. Sahaya inin. Gerçekler orada.
- En son ne zaman bir baklava ısmarladınız (bir başarıyı resmileştirmeden ama, anında kutlama)? Kara kaşımız kara gözümüz için değil ama, gerçekten o gün iş yetiştiği için. En son küçük ancak anında başarı kutlamanız ne zamandı? Küçük başarıları yakalayın, hemen kutlayın.
Organizasyonlarımız içinde kurgulanmış ilgi ve ödüllendirme sistemleri çok doğal olarak yapmamız gerekenleri bulandırabiliyor. Temel felsefeyi lütfen kaçırmayalım.