Şensezgin Kurmuş » Ayakları Yere Basan

 
»
M
E
N
U
«
İşte işle meşgul olma
17 Ağustos 2010, Zeynep Kurmuş

Eğer insanları gerçek işle meşgul ederseniz, işte işle meşgul olacaklardır. O bana bunu dedi, ona şu söylendi bana niye söylenmedi, veya bilmemkim neden böyle yapabiliyor da biz yapamıyoruz ve benzeri güç oyunlarını düşünmek yerine.

Herkes yapılan her hareketin nereye gittiğini ve nereye katkı sağladığını bildiği zaman başka şeylerle meşgul olunacak vakit, ortam kalmıyor. İşin içinde olduğunda işle oluyorsun.

İşle nasıl meşgul edelim çalışanlarımızı peki?

Tüm çalışanlarımızı sahaya indirelim. Pazarlama, muhasebe, finans, insan kaynakları. Herkes muhakkak sahaya inmeli. Sahada ne olduğunu yaşamalı. Sanki hayatlarına sahada devam edeceklermiş gibi eğitimini almalı, sahaya yardımcı olacak şekilde tüm işleri yapmalı ve yerine dödüğünde sahaya yardımcı olacak şeklide tüm işlerine bakmalı. O zaman sahada ne biçim cevherler yaratılabileceğini göreceksiniz.

Çalışanlar ne ister?
10 Eylül 2009, Zeynep Kurmuş

Sayıların önemi, sayıların idrakı ve değer katma konusunda gittikçe daha fazla bağlantı olduğunu düşünüyorum. Hangi işin içindeysek üretttiğimizin sonuca nasıl katkı sağladığını ne kadar net gösterebilirsek hem kendimizi, hem çalışanlarımızı, hem de şirketimizi gittikçe daha etkin yönlendirebiliyoruz. İşte gerçek bir örnek.

Genç bir yönetici, başarılı bir uluslararası şirketin, finansal göstergelerine bakılınca enkaz denebilecek ülke operasyonunda genel müdür olarak işe başlar. Ülke operasyonu,  yurtdışında üretilen kişisel bakım ürünlerinin hem toptan, hem de şirkete ait mağazalarda satışından ibarettir. Her mağaza, açık kaldığı sürece her ay inanılmaz zarar etmektedir.

Yeni genel müdür, herhangi bir hareket yapmadan ilk günlerini çalışanları dinleyerek; kendileri, departmanları ve şirket hakkındaki görüşlerini öğrenerek geçirir. Çalışanların temelde şikayetleri şudur: maaşlarımız çok düşük, hiç motive degiliz ve merkez bize hiç destek olmuyor. İlk istenen de maaşlarına ortalama %70 oranında zamdır.

Herkesi dinledikten sonra yeni genel müdür şirketin finansal sonuçlarını tüm şirketle paylaşır. Bu sayıları birlikte iyileştirmeye oynayacağız der, ve bu zor amaca rağmen halen bu işin içinde bulunmak isteyip istemediklerini sorar. İstemeyenlerin çok büyük olmayan ama şirketin durumu içinde dişe dokunur bir paketle ayrılmalarına olanak sağlar.

Geniş kapsamlı bir değişim planını uygulamaya başlarken bir yandan da her çalışana tek tek şu soruyu sorar: Eğer maaşına istediğin oranda zam yaparsak, eline geçecek bu fazladan para ile ne yapacaksın? Cevaplar genellikle “daha fazla aileme destek olabilecegim,” “çocuğun eğitimine ayıracağım,” “en azından bir kere sinemaya gidebilecegim” türündendir. Sonra da ikinci soruyla devam eder: Bu yapacağın işler finansal sonuçları nasıl iyileştirecek? Mağaza bu şekilde nasıl karlı hale gelecek? Sence kaç ay içinde?

Çalışanlar hala bunu düşünüyorlar. Bu genç yöneticinin macerası da henüz bitmedi. Şimdilik görünen o ki çalışanlar zamlarını mağazalar kara geçmeye başlayınca alacaklar, ama kimse şikayetçi değil. Belli ki yeni bir düşünce şeklinin başlangıcı bu.

Bu düşünce şeklinin hesap verebilme (accountability) kavramıyla doğrudan bağlantılı olduğunu düşünüyorum. Bu kavramı geliştirmenin de sayılara indirgemeden biraz zor mümkün olduğunu görüyorum.

Performans sistemlerinin yıllarca ortaya koymaya çalıştığı bu netleştirme perspektifi nihai finansal sonuçlarla bağlanınca muhakkak işe yarayacak.

“Ayakları yere basan” adımlar
7 Temmuz 2009, Emel

10 yılı aşkın süredir “ayakları yere basan“ çözümler kurgulamaya ve hayata geçirilmesine yardımcı olmaya çalışıyoruz. Özellikle global kriz ya da global transformasyon olarak tanımlayabileceğim içinde bulunduğumuz dönemde “ayakları yere basan” adımların değerinin daha da arttığına inanıyorum.

Ne demek “ ayakları yere basan” adımlar?

Önce ne demek değil, onu paylaşayım: Mütevazı olmak demek değil, değişim ihtiyacını yok saymak ya da ertelemek değil, radikal girişimlerden kaçınmak da değil.

Peki ne demek? Kendini bilmek demek, gücünü ve sınırlarını doğru değerlendirmek demek.

Yıllar önce ilk iş tecrübemi yaşadığım şirketin çekirdekten yetişmiş oldukça ataerkil bir aileden gelen patronu, katılımcı yönetim tarzını geliştirmesi için kendisine önerilen “kasaba toplantıları” (Jack Welch’in meşhur town meeting’leri)  düzenlemesi önerilerine şöyle karşı çıkmıştı: “Çalışanlarımın duygu ve düşüncelerini öğrenebilmem için bana ismimle hitap etmelerine  ve herkesin içinde beni eleştirebilmelerine ihtiyacım yok. Bu ben değilim.”  Bir gün bu adamın çalışanlarından biri ile ilgili farkettiği bir sıkıntının sebebini anlayabilmek için karısını çalışanının evine “bir kahve içmeye” gönderdiğine şahit oldum. Sonraki neslin kurmaya çalıştığı modern İK uygulamaları ise geleneksel yaklaşımın gücünü doğru değerlendiremediği için çok zor oldu.

Benchmark’lar, en iyi uygulama örnekleri yeni yaklaşımlar ufkumuzu açıyor, gelecekle ilgili yeni hayaller görmemize vesile oluyor ve çok gerekli… Sonra atılacak her adım yeteneklerimizle doğru orantılıysa hayaller gerçek oluyor. Yoksa kaynaklar heba oluyor.


»  WordPress kullanıyoruz.  »  Ahren'e Ahimsa teması için teşekkürler.
© 2009 Şensezgin Kurmuş. Kaynak göstererek alıntı yapabilirsiniz.