
Kavramsal düşünmem zayıf, biliyorum. Bunları kesin ölçmek ve bilmek lazım. Ölçünce de sonuçlarını kullanmak.
“Piksel ne?” diye sordu oğlum Ali ve yeğenim İrem bir gün. Daha şimdiden çocuklarla ayrı dünyaların insanıyım, biliyorum. Ben “piksel”i çoktan duymuşum ancak önüne de çoktan bir set çekmişim.
Kocam yandan cevap yetiştirdi, “bilgisayar ekranı gibi şeylerde gördüğünüz resimler aslında birbirine çok yakın duran küçük ışıklardan oluşuyor, her bir ışığa piksel diyoruz” diye. Ali “e ne önemi var ki” diye bir ters top attı. Kocam (o sırada leblebi yiyoruz) aldı leblebi kasesini önüne ve beş leblebi ayırdı. Bir çember yaptı bu beş leblebiyle. Ne kadar belli oldu bunun yuvarlak olduğu diye sordu (az tabii). Al dedi şimdi on leblebi, on leblebi ile yuvarlak yap. Ali yaptı. “bak, daha yuvarlak gibi oldu yuvarlak.” Sırada yirmi leblebi. Bayağı yuvarlak yirmi tanesi. Yüz olduğunu düşün, “vay çok daha net olur” dedi çocuklar (tabii içimden ben de). İşte piksel bu işe yarıyor, ne kadar çok olursa ekrandaki görüntü o kadar iyi anlaşılıyor dedi kocam.
Buna kavramsal düşünme deniyor. Aynı zamanda karmaşık şeyleri sığ olmadan basitleştirme de. Yararlı bir beceri, değil mi?
Bunu çalışanı almadan bilsek olmaz mı. Değerlendirme araçları sayesinde bilebiliyoruz. I love Trimetrix.
Aslında yetkinlik bazlı mülakat tekniklerinde de neler sorduğumuzu görüyorsunuz böylece. “Piksel ne tarif eder misin” diyoruz mesela. Ya da o kadar abartmaya gerek yok, kapı ne deseniz bile çıkıyor ortaya hani.
Ben eğitim ortamlarımda yukarıdaki örneği değerlere yönelik örnek diye anlatıyorum: bir kavram böyle anlatıldığında mı, yoksa “piksel bir resim ögesidir ya da teknik olarak bir diyot-seri dedektörü veya bir yük-aktarım dedektöründe tek bir dedektör elemanıdır” dendiğinde mi daha kalıcı olur sizce?