Şensezgin Kurmuş » Şeffaflık

 
»
M
E
N
U
«
Giren ve çıkan
10 Mart 2010, Zeynep Kurmuş

Gireni görüyoruz da çıkanı görmüyoruz.

Mutsuzluğun büyük kısmı da buradan geliyor sanırım.

“Deli gibi satış yapılıyor, insanlar alıyor hatta ben satıyorum. Bana düşene bak, bu kadar çaba gösteriyoruz, verdiklerine bak.”

Bu kriz ortamında hem çalışanlar hem patronlar üzerinde baskı çok. Marjlar düştü, firmalar ayakta kalmak için uğraşıyorlar. Satışlar girişi gösteriyor çok net, ancak herkes maalesef deponun ne kadar elektrik masrafı getirdiğini, o ay açık kalmanın kaça mal olduğunu, yönetici ve çalışan olarak durduğumuzda kaça mal olduğumuzu o kadar net görmüyor. O ayki girişle beraber çıkışı da eş zamanlı olarak görse aynı şekilde düşünür mü acaba insanlar? Kar ve nakit akışı çoğu çalışan için teorik birer kavram. Bu kavramları gerçekten anlayınca, davranış değişikliği beraberinde geliyor.

İki şekilde:

  • Kişi olarak bir değer yaratmalıyım. Gelir gider tablosunun neresindeyim?
  • Duvarları biz boyayalım, dışarıya para ödemeye gerek yok.

Çalışanlarınıza büyük resmi göstermekten korkmayın. O zaman sizi daha iyi anlayacaklar.

Yüreğine kuvvet Zeynep (ben olmayan)
14 Ekim 2009, Zeynep Kurmuş

Geçenlerde oğlumun okulunda okul aile birliği seçimlerine gittim.

Okul aile birliği yöneticileri velilere ve öğretmenlere yıl içinde yaptıklarını anlattıkça ortaya birlikte olmaktan keyif almış, güzel sonuçlar üretmiş, tekrar aynı şekilde çalışmaya motive ve hazır bir grup resmi çıktı. Her üye aynı iyi duyguları sanki önceden ağızbirliği yapmış gibi tekrarladı.

Görümcem diye söylemiyorum ama başkan Zeynep Hürbaş’ın müthiş bir takım oluşturma örneği ortaya koyduğunu düşünüyorum. Hiyerarşik gücünü kullanmadan iş yapılan bir ortamda bu kadın nasıl bu ekibi yarattı, bu ekip nasıl bu kadar bağlı, şevkle yeni senenin yoğun çalışmalarını göğüslemeye hazır bir durumda ortaya çıktı? Bu arada hiyerarşik güç kullanmadan sonuç üretmek sivil toplum kuruluşlarında zaten şart, ama görev tanımınızın ötesine gitmek istediğiniz her organizasyonda da aynı derece gerekli bir beceri. Aslında cevap tipik liderlik prensiplerinde:

  1. Açıklık: herşeyi görmeye, duyabilmeye, kucaklamaya hazır olmak. “Siz bana nasıl böyle diyebilirsiniz, kolaysa siz gelin, burada ne kadar çok şeyle uğraşıyoruz,” “ben (başkan) oldum” yapmamak, kendini değil, işini ciddiye almak, kendi olmaya devam etmek.
  2. Şeffaflık: aklındakileri hemen somut olarak ortaya koymak. İyiyi  de, kötüyü de görmek, gördüğünde hemen söylemek, olduğu gibi söylemekten çekinmemek. “Aradığımızda hemen her konuda yardıma koşuyorsun, günün en zor saatlerinde en zor işleri yapıyorsun, çok teşekkür ederiz” demeyi de “çok konuşuyorsun, sadede daha hızlı gelebilir misin” demeyi de bilmek
  3. Katılım: herkesi her yapılanın parçası yapmak, çorbada herkesin tuzunun olmasını sağlamak. Özellikle de yapılacak işi somut katkılara bölebilmek, bu katkıyı talep edebilmek, almak, tebrik etmek ve yapılınca hemen ve herkesin ortasında her zaman takdir etmek. “Biz” diye konuşmak.

Üstelik de Zeynep komik. Sevilebilirlik (likeability) her zaman yararlıdır (lütfen etkileme etiketli blog yazılarımıza çıktıkça bakınız)

Nasıl adil olacaksınız?
25 Mayıs 2009, Zeynep Kurmuş

Adalet.
Hepimiz yüceliğine inanıyoruz. Hepimiz değer veriyoruz bu kavrama. “Adil yönetim” diyoruz günlük iş hayatında. Özellikle bugünün gündeminde insan kaynaklarının peşinden koştuğu adalet kavramının, işin gerçeklerini anlamakla alakalı bir tarafının olduğunu düşünüyorum.

Soyut boyutta tabii ki çalışanlarımıza iyi davranmak, insan olarak değer vermek, değerleri yaşatmak gerekiyor adalet hissini beslemek için. Ancak, ne yazık ki soyut boyuttaki bu çabamız bazı işlerin hor görülmesini, bazı departmanların okları üzerine çekmesini, bazı uygulamaların yine de “haksızlık” diye değerlendirilmesini engellemiyor iş ortamında.
Örnek bir soru: 2009’da tüm bütçeler kısılırken, maaşlar artırılmaz, işe alımlar durdurulup, genel yöentim giderlerini kısmak için daha sıkışık düzende çalışmak üzere odalar binalar boşaltılırken, koca firmadaki beş kişilik tasarım ekibi ek klima taktırmak ve odalarını genişletmek üzere talepte bulunur ve bu talep kabul edilir. Sizce bu çalışanlar arasında huzursuzluk yaratır mı? Lütfen kendinizi çalışanlar yerine koyup cevap verin. Cevabınız eğer evetse, bunun çalışanlar arasında yaratacağı huzursuzluğu doğru yönetmek gerekiyor. Ne yapalım?

  • İşin kolay yolu böyle bir talebi kabul etmemek olabilir, en iyi çözüm mü?
  • Ya da şirketteki diğer bütün çalışanlara “evet onlar için odayı bu hale getirmeliyiz ki hayatta kalalım”, dedirtmektir.

Tüm çalışanlar herkesin (ve tabi ki kendilerinin) büyük resmin neresinde durduğunu, ne getirdiğini, götürdüğünü, günlük hareketlerinin bu resme etkisinin ne olduğunu görmüyor ve bilmiyorlarsa, mümkün mü böyle demeleri?

Gerçekleri bu şekilde görmeden ve konuyu bu şekilde ortaya koymadan mümkün değil diye düşünüyorum. Adalet bu şeffaflık ve kavrayışla gelecek bence.


»  WordPress kullanıyoruz.  »  Ahren'e Ahimsa teması için teşekkürler.
© 2009 Şensezgin Kurmuş. Kaynak göstererek alıntı yapabilirsiniz.