Burada bizimle ilgili genel bilgileri bulabilir, yeniliklerden haberdar olabilir ve blogumuzu takip edebilirsiniz. Önerileriniz ve yorumlarınızı .
İletişim bilgilerimize buradan ulaşabilirsiniz.
E-bavul bültenimize üye olup arada sırada bizden haber alabilirsiniz. (tabi ki bilgilerinizi hiçbir şart altında kimseyle paylaşmayacağımıza ve size anlamlı ve işe yarar şeyler göndermek için elimizden geleni yapacağımıza söz veriyoruz.) Buradan üye olabiliyorsunuz.
Uzmanların yaratıcılık konusundaki ortak fikirleri yeni ve yaratıcı fikirler üretebilmek için beynimize yeni girdiler sağlamanın, farklı ortamlarla ve farklı bağlantılarla karşılaşmanın kritik olduğu. Farklı ortamlar, farklı bağlantılar, farklı bakışlar, yaşayışlar, görüşler önemli.
Elif Şafak TED’deki konuşmasında edebiyatın kendisi için anlamını biraz da buraya bağlıyor. Edebiyatı bizi kendi etrafımıza ördüğümüz duvarların dışına çıkartan, dışarıyı, başkalarını, onların hayata bakışlarını birazcık da olsa görmemize, tanımamıza destek olan güvenli bir kanal olarak konumlandırdığını söylüyor. Bence de edebiyat yaratıcılığın ihtiyacı olan çeşitliliği hayatımıza kazandırmanın çok iyi bir yolu.
Yani biz yöneticiler olarak arada sırada başımızı işten, işle ilgili yayınlardan kaldırıp biraz da roman okumalıyız. Emin olun çok yararı olacak.
Richard St. John’un TED.com’daki konuşmasında beni en çok vuran “anne” esprisi oldu. St John’a göre başarının sekiz sırrından biri kendini zorlamak; utansan da, yorulsan da, başarısız olsan da kendini zorlayıp bunu aşmak. Anneler de kendini zorlamak her zaman kolay olmadığı için icat edilmiştir diyor St John şakayla karışık. Ama bu şakanın içinde bir ciddiyet payı da var. “Anne” arzu ettiğiniz yolda sizi iten biri, hem de muhtemelen “anne” gibi bir karşılık beklemeden iten biri.
Bence de herkesin bir “iten”i olmalı. Şimdi 2011 için bunu düşünün. Bu sene istediğiniz yolda (hani şu kağıda yazdığınız hedefler bunlar, tabii eğer bir iki taneye karar verdiyseniz) sizi iten kim olacak? Kime güvenebilirsiniz? Kimden bu desteği isteyebilirsiniz? Artık yaş 30’u geçtiyse bunun gerçekten anneniz olması biraz zor olabilir. Ama mutlaka etrafınızda biri vardır bu rolü üstlenecek.
Bu sene yeni yıl hedeflerinizin yanına (ki bunları yazmak ne kadar zor biliyoruz) iteninizin kim olacağını da ekleyin lütfen. Seneye öyle başlayın. Henüz 2011 yılının hedeflerine karar vermediyseniz/veremediyseniz, bu konuda da iteninizden destek alabilirsiniz. Ancak unutmayın, itenin esas işi itmek, nereye itileceğini belirlemek değil.
Haydi kolay gelsin.
Diğer yedi faktör için TED.com lütfen.
Not: yöneticiler olarak çalışanlarınız için iteni rolünüzü hakkıyla yerine getirebiliyor musunuz? Bu sene bunu bir düşünün.
Hayır mum problemini ben anlatmayacağım. Ya bu görseli zaten görmüşsünüzdür, hatırlarsınız, ya da “mum problemi neymiş yahu?” deyip araştırırsınız (ya da aşağıdaki konuşmayı dinlersiniz).
Tam motivasyonla ilgili çalışmalarımızın güncellemesini yaparken, Dan Pink’in konuşması yeni bir ufuk açtı. Dan konuşmasında mum problemini hızlı çözmeleri için maddi bir ödülle teşvik edilenlerin edilmeyenlere göre problemi daha yavaş çözdüğünü anlatan bir deneyden bahsediyor. Bu ve benzeri deneylerden çıkan sonuç maddi ödüllerin performansa etkisinin biraz karışık olduğu.
Basit, hedefin açıkça görülebildiği durumlarda performans ve ödül doğrudan bağlantılı. Eskilerin dediği gibi “ne kadar ekmek o kadar köfte” yani.
Karmaşık, yaratıcı düşünce gerektiren, hedefin tanımının tam yapılamadığı durumlarda ise ödüller işe yaramıyor. Ekmek ve köfte biribirinden bağımsız hale geliyor.
Bu tip yaratıcılık gerektiren işlerde yüksek performans getiren şeyler farklı: özerklik, ustalık ve amaç (autonomy, mastery, purpose) üçlüsü devreye giriyor. Dan’in toparlayıp sunduğu sonuçlar bağımsız hareket edebilen, kendini yetkin hisseden, ve inandığı bir amaca hizmet eden kişilerin bu tür işlerde daha başarılı olduğunu kanıtlıyor. Hem de kültür ve yaştan bağımsız olarak.
O zaman, aslında yönetim dünyası için yapılacaklar çok net. Birinci tip işler için doğru maddi ödülü koy, anons et ve hemen uygula. İkinci tip işler için de çalışanlara bir özerklik, ustalaşma ve amaç ortamı sağla.
Peki niye hala yapmıyoruz? Hala motivasyonu performansa çevirmek, çalışanları motive etmek hep yöneticilerin gündemini tutan bir soru. Şunlar olabilir;
Halbuki önümüzdeki gerçek, bu rekabet ortamında artık başa çıkma mecburiyetinde olduğumuz iş problemlerinin çoğunun ikinci tipe benziyor ve gittikçe daha da benzeyecek olması. Hadi hareketlenin ve eğer hala ekiplerinizi motive edemediyseniz, neyi kaçırdığınızı sorgulayın, kendinizi üç numarada nasıl geliştireceğinizi birilerine danışın—mesela bize.
Geçen gün yine temel esin kaynaklarımdan TED Talks’da Alain de Botton‘ı izledim. Başarı tanımı ile ilgili yaptığı konuşmasının her parçası ayrı değer teşkil etse de yukarıdaki başlıktaki cümlesi dikkatimi çok çekti. Benzer okullar, benzer geçmişlerden gelen insanlar kurumsal yaşama giriyorlar. Kimileri bir yerlere geliyor. Kimileri gelemiyor. Siz eğer gelemeyenlerdenseniz aynı şekilde yetkin olsanız dahi gelememiş olmanın ağırlığını yaşıyorsunuz. Bu ağırlık da özel olarak kıskançlık şeklinde yaşanıyor. İngiltere kraliçesi gibi insanlarla kendi aramızdaki fark çok daha fazla bile olsa onu kıskanmıyoruz çünkü o başka bir dünya. Biz yine o benzer geçmişlerden olan insanlarla karşılaştırıyoruz kendimizi. Kızgınlık ve küskünlük de başlıyor. Önerileri:
De Botton ile beraber benim önerim, kendi başarı tanımınızı yapın, herşeyde eş zamanlı başarılı olunamayacağını hatırlayın. Yani aslında kendinizi bilin–bu aynı zamanda Socrates ve daha bir sürü başkası tabii.
Not: muhakkak bu konuşmayı dinleyin.
Not 2: Ben bu yazıyı yazmadan arkadaşım İlker Canikligil de bloguna almış. Üstelik okuyucularından biri bir ksımını Türkçe’ye bile çevirmiş. Arkadaşlarınız önemli. Aynı görüşleri paylaşmasanız da görüş seviyesinde olan insanları etrafınıza alın, kişisel gelişiminizi sürdürebilmek için eşit veya üst entellektüel sermaye önemli. İş hayatımızda da bu yüzden hep kendimizden daha iyilerini işe almaya çalışıyoruz.